DUA

Dua, Allahü Teâlâ ile kulunun arasında samimiyet ve teslimiyet kaidesidir. O Ulu Rab Teâlâ Hazretleri, kulunun günahlarla kendisine gelmesini istemediği için, kulun işlemiş olduğu günahların dünyada kalması için Rahmet Tecellisiyle nazar eder. Kulun, sıkıntı ve acılar karşısında dost ve ahbaplarına yakınmalarından, anlattığı kimselerin kendisine bir fayda veremeyeceği idrakine ulaştığı anda, sığınılacak bir liman araması, Allahın Rahmetinin bir Tecellisidir. Allah (CC) o anda kulunun kendisine yönelmesi için bütün rahmet kapılarını açmıştır. Kulun cüz-i iradesi, kendisini bu açılan rahmetin içerisine sürükler ve sadece kendisini sürekli gören, duyan her şeyin Sahibi olan Allah (CC) kendisine sahip çıkacağını ilham eder. Açılan ellerin boş dönmeyeceği Fehmi ve düşüncesi, onu Yaratanının rahmet deryasına yönlendirir. Hatta bu kul öyle zamanlar olur ki; bu rahmet denizinde kendisini kaybeder. Bu durum o kulun sanki Miracıdır. Düşünün, öyle bir iletişim oluşmuştur ki; derdini anlatan ve derdi dinleyen arasında hiçbir vasıta kalmamış, birbirleriyle konuşur duruma gelmiştir. Hatta bu Takva Ehli içinde o kadar büyük bir coşku ile yapılır ki; secdeye kapanarak saatlerce burada Yaratanı huzurunda sabahladığı rivayetleri gelmiştir. İşte anlatmak istediğimiz bu kutsal olayın adı DUADIR: Ayşe Validemiz, Peygamberimiz (SAV) in secdede duada ağladığını görüp: Ya Rasulullah Allah senin gelmiş geçmiş günahlarını affetti. Neden kendini bu kadar yıpratıyorsun? Dediğinde SAV; Rabbime şükredici bir kul olmayayım mı diye yaptığı duanın Yüceliğini anlatmıştır. İlahi Rahmet, hiçbir kulunun günahlarla dünya da yaşamasını istememektedir. Ayna misali. Bir sinek bir aynayı pislettiği zaman bir nokta, defalarca bunu irtikap ettiği zaman aynanın kararması gibi, kalbe düşen ilk günah akabinde tövbe ve istiğfarla bunu temizlemek vücudun aynası olan kalbinde cilasıdır.

Hz Muhammet (sav) buyuruyor;
Akıllı insan odur ki; küçük günahı, çok büyük bir dağ gibi görür. Rabbine tövbe ve istiğfar ile dua eder.
Akılsız insan odur ki; dağlar kadar büyük günahı, sinek kadar görüp gaflet içinde olandır.
Allahü Teâlâ buyuruyor:
Dua edin duanıza icabet edeyim.
Bir Kutsi Hadisinde yine şöyle buyuruyor: eğer sizler, günah işlemeseydiniz. Sizin yerinize yeni bir kavim yaratırdım. Onlar günah işlerler ve bana tövbe istiğfarla dua ederlerdi. Burada ki ince nokta şudur ki; Allah (CC) ın esma-ü hüsnasında bulunan bütün isimlerinin tecelli etmesi, Âdeti ilahisidir. Mesela günah işlenildiğinde yapılan dua anında, El Tevvab ismi şerifinin tecelli etmesidir.

Dua esnasında çok büyük bir huşu ve tevekkülde olunmalı. Kiminle konuşulduğunun farkında olunmalı. Dünya da bir amir karşısında el pençe divan duran insanların dua esnasında, Kâinatın Sahibinin o an kendisini dinlediğini ve biraz sonra büyük bir Rahmetle ona ihsan da bulunacağını unutmamalıdır.
Duaların icabeti geciktiği zaman isyan edilmemeli, ısrarcı olunmalıdır. Allah (CC) bu şekilde yapılan duaları sever. İslam büyükleri tasavvuf kitaplarına şu şekilde bunu özetlemişlerdir: Allahü Teâlâ sevdiği kulunun duasını geciktirir. Onun yakarışını ve kendisine olan teslimiyetini sever. Sonra duasına karşılık verişi ise çok büyük olur. Misli misli ihsanlar yağdırır. Sevmediği insanın duasının karşılığını ise, hemen verir. Karşısından hemen gitsin diye.
Dua yaparken yukarda belirttiğimiz gibi teslimiyet içinde olunmalı. Yapılan günahlar için yapılan tövbelerde sözde durulmalı. Adeta Allah (CC) la alay eder gibi duadan sonra yeniden aynı günahlara dönülmemelidir. Mümkünse Peygamberimizin Sav bize ulaşan dualarıyla dua edilmelidir. Ama içinden kopan volkanın kaynattığı bir ateşin yanardağdan fırladığı gibi, bazen insanoğlunun da içi kaynar ve dua ile Allah dan (CC) imdat diler. İşte duaların en büyük kabul zamanlarından birisi bu zamandır. Yürek yangın iken, kederli iken ve gözyaşları ile yapılan dualar müstecab dualardır.

   

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Ankarada Hoca,Ankarada Medyum,Çankayada Hoca,Medyum Ankara,İstanbulda Medyum,İstanbulda Hoca,İzmirde Medyum